Akciger Kanseri
Akciğerler ve bronş sistemi alt solunum sistemi organ ve dokularıdır. Akciğerleri, bronşları oluşturan hücrelerin bazıları zamanla değişime uğrar, vücudun kontrol mekanizmalarından kaçar, bunların sonucu kontrolsüz büyüyen hücre kümeleri oluşur. Bu kontrolsüz büyüyen hücre kümelerine akciğer kanseri denir.
Akciğer kanseri kaç çeşittir?
Başlıca küçük hücreli dışı ve küçük hücreli olmak üzere iki çeşittir. Akciğer kanserlerinin yaklaşık % 80’i küçük hücreli dışı akciğer kanseri, %20’i küçük hücreli akciğer kanseridir. Lenfomalar, sarkomlar, karsinoid tümörler gibi kanser çeşitleri de nadir olarak akciğerlerde başlayabilir.
Akciğer kanseri risk faktörleri nelerdir?
Sigara akciğer kanseri için temel risk faktörüdür. Tüm akciğer kanserlerinin %80-90’ından sorumludur. Kişinin kendisinin sigara içmesinin yanı sıra sigara dumanına maruz kaldığı pasif içicilikte akciğer kanseri için risk oluşturur. Sigara dışında radon gazı, asbest, krom, nikel gibi çok sayıda madde maruzuyeti de akciğer kanseri için risk faktörüdür.
AkciÄŸer kanseri genetik midir?
Soru hastalardan genellikle böyle gelir. ‘Genetik mi’ sorusu aslında tıptaki ‘kalıtsal veya herediter mi’ anlamında sorulmaktadır. Diğer bir deyişle ailesel midir, kanserli bireyin aile fertlerinde akrabalarında risk artar mı anlamında sorulmaktadır. Meme kanseri, yumurtalık kanseri veya kolon kanseri kadar sık ailesel genetik özellik göstermemekle beraber, son literatürler akciğer kanserlerinin bir kısmının da kalıtsal özellik gösterdiğini bildirmektedir. Özellikle kadınlarda, sigara içmeyenlerde, gençlerde görülen akciğer kanserlerinde genetik riskin daha fazla olduğuna dair bilimsel yayınlar mevcuttur.
AkciÄŸer kanseri belirtileri nelerdir?
Akciğer kanseri henüz akciğerler veya iki akciğer arasındaki lenf bezlerinde sınırlı iken hastalar genellikle öksürük, nefes darlığı, kanlı balgam, ses kısıklığı, göğüs ağrısı şikayetleri ile başvururlar. Hastalar çoğunlukla nezle, grip veya zatürre olduklarını zannedip birkaç ay semptomatik tedavi alır, uzayan şikayetler nedeni ile ileri tetkikler için doktora başvururlar. Akciğer kanserinin en sık yayıldığı organlar diğer akciğer, karaciğer, kemik ve beyindir. Bazen akciğer kanseri öksürüğe, nefes darlığına neden olacak büyüklükte veya konumda olmayabilir, ancak damarlara geçerek başka organlarda yer bulup yayıldığı organ ile ilişkili bir şikayete neden olabilirler. Kemiğe sıçrayarak sırt ağrısı, kalça ağrısı, kol ağrısı gibi şikayetlere neden olurlar. Bu şikayetler kişinin doktora başvurdurmasına neden olan ilk şikayetler olabilir. Beyine sıçramış tümörler baş ağrısı, bulantı, kusma, inme benzeri nörolojik şikayetlere neden olabilir. Hastalık çok yaygınsa kilo kaybı, iştahsızlık, dermansızlık gibi daha genel şikayetler oluşturabilir.
Akciğer kanseri tanısı nasıl konulur? Hangi tetkikler yapılmalıdır?
Akciğer kanseri genellikle hastaların geçmeyen öksürük, nefes darlığı, ses kısıklığı gibi şikayetler ile doktora baş vurması ile şüphe edilir. Daha nadir olarak kişi başka nedenler ile tetkik edilirken veya rutin sağlık kontrolleri sırasında fark edilir. Kişi doktora baş vurduğunda şikayetleri dinlenir, kişinin tıbbi öyküsü, aile öyküsü, alışkanlıkları, almakta olduğu ilaçlar öğrenilir. Fizik muayane sonrası ön tanıya gidilir. Bu ön tanılar arasında akciğer kanseri var ise doktor hastadan bazı tetkikler ister. Halk arasında akciğer röntgeni olarak bilinen akciğer grafisi, bilgisayarlı tomografi, endoskopi ile bronş sisteminin görüntülendiği ve hatta biyopsi almaya olanak sağlayan bronkoskopi, endoskopik ultrason ile bronş ve lenf bezlerinin görüntülendiği ve biyospilerin alınabildiği endobronşiyal ultrasonografi (EBUS) başlıca tetkiklerdir. Bronkoskopi veya EBUS ile kanser şüphe edilen bölgeden biyopsi alınır ve bronş içinden sıvı alınır sitopatolojik inceleme sonunda tanı kesinleşir, akciğer kanseri tanısı konulmuş olur. Patologların değerledirmesi sonucu akciğer kanserinin çeşidi de genellikle belirlenmiş olur. Bazen kanser şüpheli bölgeye bronkoskopi veya EBUS ile ulaşılamaz ise transtorasik dediğimiz doğrudan göğüs duvarından bilgisayarlı tomografi rehberliğinde iğne ile akciğere girilir ve biyopsi alınır.
Akciğer kanserinde evreleme nasıl yapılır?
Tüm kanserlerde olduğu gibi akciğer kanserlerinde de hastalığın ilk çıktığı organ olan akciğerlerde kalıp kalmadığı, komşu lenf bezlerine gidip gitmediği veya akciğer dışı organ ve yapılara sıçrayıp sıçramadığı tanıdan sonra netleşmelidir. Buna evreleme denir. Erken evre (lokal hastalık) hastalık tıpta evre I ve evre II, lokal ileri evre hastalık evre III, ileri evre hastalık ise evre IV olarak tanımlanır. Evreleme tamamlanmadan tedavi planlaması yapılmamalıdır. Evrelemede temel görüntüleme yöntemleri bilgisayarlı tomografi, PET BT, beyin magnetik rezonans görüntülemeden (MRI) oluşur.
AkciÄŸer kanseri tedavisi
Akciğer kanseri tedavisinde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi ana tedavi seçenekleridir. Erken evre hastalıkta temel tedavi cerrahi iken, lokal ileri evre hastalıkta temel tedavi radyoterapidir. İleri evre hastalıkta temel tedavi kemoterapi başta olmak üzere akıllı ilaçlar, immunoterapiler gibi ağızdan alınan damardan veya cilt altına uygulananlar ilaçlardır.
Diğer taraftan erken evre hastalıkta kanser akciğerlere sınırlı iken bile sistemik tedaviler olan kemoterapiler gerekebilmektedir. Cerrahi ile tümör vücuttan uzaklaştırılsa bile mikroskobik olarak vücuda yayılmış olma olasılığı yüksek ise daha sonra kanserin tekrarlama riskini azaltmak amaçlı koruma kemoterapileri uygulanır. Buna adjuvan tedavi denilir. Adjuvan kemoterapiler sıklıkla 4 seanstır. İçeriği, her seansın kaç günde bir veya kaça bölünerek uygulanacağı, yine tümörün moleküler özellikleri, hastanın eşlik eden hastalıkları, beklentileri ve sosyal desteği göz önüne alınarak belirlenir.
Lokal ileri evre hastalıkta temel lokal tedavi radyoterapidir, ancak seçilmiş olgularda cerrahi lokal tedavilere eklenmelidir. Cerrahiyi kolaylaştırıcı veya radyoterapinin etkisini arttırıcı olması açısından lokal ileri evrede yine kemoterapiler tedavinin vazgeçilmezlerindendir. Radyoterapi öncesi, radyoterapi ile birlikte ve/veya radyoterapi sonrası uygulanır. Son yıllarda bu evrede immunoterapinin yeri bilimsel çalışmalar ile gösterilmişdir. Yine uygun olgularda tedavi yanıtını arttırmak ve hastalığın geri gelme riskini azaltmak amacı ile hastalara mutlaka önerilmelidir.
İleri evre hastalıkta temel tedavi medikal onkoloğun yönettiği sistemik tedavilerdir. Özellikle küçük hücreli dışı akciğer kanserinde tanı konulur konulmaz moleküler testler istenmelidir. Son 10 yıldır moleküler test sonucu kanserin moleküler yapısının belirlenmesi ile akıllı ilaç olarak bilinen hedef tedaviler veya immünoterapiler tedaviye eklenir. Çoğunlukla bu durumda konvansiyonel tedaviler olan kemoterapiler bırakılır. Ancak moleküler testler kanserin akıllı ilaç ve veya immünoterapiler için uygun olmadığını gösterebilir, bu durumda kemoterapiler standart ilk seçim tedavi olarak verilir. Kemoterapi ile iyi yanıt alınsa bile ileride kanser tekrar edebilir. Bu aşamalarda moleküler testlere bakmaksızın immünoterapiler standart tedavi olarak uygulanabilir. Son yıllarda her yıl ve hatta her ay yeni akıllı ilaçların, immünoterapilerin tedavilere eklenmesi ile evre IV olarak bilinen ileri evre akciğer kanserlerinde artık tam yanıtlar alınabilmekte ve şifa sağlanabilmektedir.
Küçük hücreli akciğer kanserlerinde temel tedavi kemoterapilerdir. Uzun yıllardır yeni tedavi seçenekleri sunulamazken son yıllarda ileri evre küçük hücreli akciğer kanseri tedavisinde immünoterapinin katkısını göstermiştir.